10 Aralık 2009

kinyas ve kayra'dan..

"beynimdeki tek soru, gözlerimi açtığımdan beri "neden böyle bir yaratık halne geldim?" sorusuydu. zaten hepimiz kendimizi sorduğumuz sorulara göre belrleriz. tercihlerimiz sorularımızdan gelir.

"nasıl?" sorusunu soranlar gerçek hayatın gerçek uğraşlarını en iyi öğrenenlerdir. bilimle, sanatla, dünyayı "dünya" yapan her branşla ilgilenirler. siyasetçiler buradan çıkar. çünkü kendilerinden öncekilerin nasıl yaptıklarıyla ilgilenip meşgul olmuşlar ve akıllarına başka soru getirmemişlerdir...

"kim?" ya da "ne?" ile başlayan sorular ise fail arayan, yaratıcı, yok edici kişi ya da olay araştıran insanların hayatlarını çizer. alın yazısı varsa bir de bunu yazan vardır. dpüa varsa tanrı vardır. çocuk varsa anne baba vardır. ve bu insanlar dinle ilgilenirler. "nasıl?" diye soran ve dünya burjuvazisini oluşturanların aksine gerçek hayattaki işlerle ilgileri asgari düzeydedir. çeşitli dinlere mensup olurlar. ve sorularını kutsal kitaplarına yöneltirler. burjuvalarını hukuk kitaplarına yönelttikleri gibi...


ve en sonunda, sorularına "neden?" sözcüğü ile başlayanlar gelir. sonunda diyorum çünkü aralarında kronolohik bir sıralama olduğu gerçektir. insan önce hayatta kalmış sonra innamış ve en son reddetmiştir. "neden?" sorusu ise ne hayatı ne de yaratıcıyı merak eder. merak ettiği tek konu kendisidir. ve kendisiyle o kadar ilgilidir ki, soruyu soran kişi içinde iyiliğe yatkın bir çok özelllik barındırmasına, hiç tanımadığı bir insanın hayatını kurtarmak için kendisininkini tehlikeye atabilecek olabilmesine rağmen yakın çevresine, sırf "kendisi" olduğu için acı çektirecek kadar bencildir. filozoftur. düşünür. nedenleri merak eder. elinden geldiğince de erişir. ama tek sorun, elindeki nedenlerle ne yapacağını bilmemesidir. nasıl'ı soran bildiklerini kullanarak hayatını kazanır. kim'i soran tanrısını bulur ve tapar. neden'i soran ise nedenleri bulur, bir süre savunur sonra unutur.başka nedenleri bulur onları da savunur ve unutur.

"neden?" sorusunu soranlar içinde bir aznlık buldukları ilk nedene takılıp kalır. onda ısrar eder. değiştiremez, unutamaz. ve bütün insanlık ilerlerken o zaınlığın mensupları sabit kalır. ya yok olurlar ya da bütün dünyayı ve barındırdığı farklı nedenleri reddederek yaşarlar... ben kayra, bu noktadayım. hayatı reddetmek noktasında. tek bir varlık kaldı reddini ferçekleştiremediğim. o da kendim...

28 Ağustos 2009

whatever lola wants

Koca sessizliğin “sssssss” diye kulak patlatan sesi vardır ya.. içime dönmeye kalkıştığımda ondan başka bişey duyamıyorum artık.. seviniyorum da sürekli savaşlardan kurtulduğum için, siyahın her şeklini ve tonunu göremediğim için üzülüyorum da.. 0 noktasında çok basitmiş herşey; acısız, zahmetsiz..

babamı özlüyorum bazen, o rakı şişesi açıldığında burnuma sızan ilk koku hemen onun resmini getiriyo önüme, meze olarak çalan yalnızlık şarkılarında onun elinde sigarası, uzaklara bakışı düşüyo aklıma.. hep uzak, hep başka bi yerlerde olan babam..

aramızdaki ilişki düzeldi artık, iyi anlaşıyoruz şimdi, biraz geç de olsa..

Şu kısa sürede hayatımdan çıkan ve yeni başlayan şeylere bakıyorum.. herşey bi anda oldu sanki, tarih veya bi sıralama yok da bi düğme vardı sanki, ona basılınca bişeyler yıkıldığı gibi anında yenileri dikildi yerine..

yorgunum aslında çok.. çırılçıplak, sırtüstü toprağa yatıp, kollarımı iki yana açıp kök salana kadar uzanmak istiyorum..

11 Nisan 2009

bıngıl ada

Issız adamı daha dün izledim, biraz geç mi oldu ne? :)

Etrafta söylenenin aksine, adamı son derece “efendi” buldum. Nasıl mı?

Adamda özel hayatında ikili oynamak diye birşey yok, bi kadınla yatmak istiyosa yatıyo, gerekirse üstüne para veriyo, yeri geliyo threesome lara geliyo, fantazilerden fantazeilere koşuyo.. Ama içten içe bundan sıkılıyo, biraz konuşabileceği, yaptığı keki paylaşabiliceği bi hatun arıyo..

Etine dolgun “bıngıl ada” ablamızı da çok seviyo, hatta o kadar seviyo ki kendisinin ne pislik, ne iflah olmaz biri olduğunu bildiği için, benzer hemcinsleri gibi arayı soğutma, bi süre aramama, “bak, ben.. aslında... bilmiyorum...” laflarına girmeden, aldatmadan, öküzlük yapmadan ve kızın hayatını mahvetmemek için en güzel yerinde, kimseyi incitmeden efendi gibi çekip gidiyo.. Afferin lan diyorum hatta ıssız abimize.. Yapmanın göt istiyceği şekilde, gayet cesurca hareket ediyo..

Bıngıl ada salağı napıyo? Dünyanın etrafında döndüünü sanan şımarık kız modeli hareket edip ağlayıp zırlayıp tokatlar atıp sonra aklınca ıssız abiye ceza verir gibi izini kaybettirip ingilterelere taşınıp anında –tahminen sığ- bi adam bulup, evlenip bi de çocuk yapıyo.. Aferin bıngıl ada aferin, müstahak sana :D

Şimdi bu ıssız adam eğer benzer hemcinsleri gibi piç olsaydı –zaten en başta o şekil ayrılmazdı da- tekrar karşılaştıklarında napar eder kanına girer bi kek iki şaraba bıngıl adayı yatağa atardı, hiç de zorlanmazdı. Ama napıyo abimiz? Yine efendi gibi çekip gidiyo..

Ah bıngıl ada ahhh, anlamazdın anlamazdınnn :)

03 Mart 2009

he's gone..






avareyim...

avareyim...

ya da ufuktayım, gökyüzünde bir yıldızım..
avareyim..

evi yok,seveni yok,üstünde çatısı yok,
sevecek kimsesi yok..
ahirette özleyeni yok..

sevecek kimsesi olmayan,
terk edilmiş bir şehrin ve bilinmez bir yolun,
sevimli bir avaresiyim...

fakir de olsam dudaklarimda hep mutlu şarkılar..

yaralıdır kalbim, vücudum, ama acılı parlak gözlerim hep güler,

dünya.... dünya...
acımasız kaderin acılı okları ile yaralandım,

avareyim...


doğum günü kasımın 22'si
gidişi 22.02.2009 saat 22:20

geriye hiçbir kötü anı kalmadı şimdi,
saydığım 3 güzel anıyla zamanı durdurdu ve gitti..

bu müzik eşliğinde sevdiği istanbulu üzerinden şarabını yudumluyo şimdi....

16 Ocak 2009

never there...

Ölmek üzere.. yüzündeki tüm kemikleri sayabilirim.. kulakları yanaklarından ayrılmış, arada ciddi bi boşluk var..teninin rengi mat beyazla yeşil arası.. elleri iskeletorun ellerine benziyo.. vücudu iki büklüm, ciğerleri çoktan iflas etmiş.. bi gözü wide shut!

Artık içki içmiyo –içemiyo-

Artık sigara içmiyo –içemiyo-

Belleğinde ciddi sorunlar var, artık yeni hiçbişeyden söz etmiyo..
Sürekli geçmişteki anılarını sekizyüzüncü kez anlatıyo..

O yaşamıyo..

Uzun zamandır hem de..

Belki de tanıdığımdan beri yaşamıyo..

Asla nasılsın demedi, ödevlerini yapalım mı birlikte demedi, hadi gel senle bi oyun oynıyalım dediğini duymadım, bi ihtiyacın var mı demedi, harçlık verdiğini hatırlamıyorum –bayramlarda zoraki verdikleri haricinde- eve gelirken elinde poşetler görmedim hiç, eline çekiç alıp bi çivi çaktığını hatırlamıyorum..

O her zaman hayalet gibiydi, üstelik hiçbi zaman sevimli olmadı.. her zaman varlığıyla birilerinin hayatını altüst etti, şimdi de bunu yapmaya devam ediyo..

O belki de tanıdığım en bencil insan, haytını uzun süreli intihar olarak yaşayan bi insan..

O hayatımda hiç olmasaydı eksikliğini başka şeylerle doldurmaya çalışırdım belki, ama o hep invisible olarak ve varlığıyla feci rahatsızlık vererek oldu hayatımda..

Geriye dönüp baktığımda aklıma 3 kare var..

Birincisi denizdeyiz.. beni simitimden tutmuş birlikte daireler çiziyoruz, kikirdiyorum...

İkincisi bi yaz akşamı, sofradayız, çok ilginç ama 4ümüz de sofradayız.. zaten bu yüzden hatırlıyorum.. makarna, köfte, cacık ve salata yiyoruz, çok lezzetli...

Sonuncusu da o yatakta uzanmış ben de göğsüne yatmışım, bana bi hikaye anlatıyo, hikayeyle ilgili tek kelime hatırlamıyorum.. tek hatırladığım kulağımı tam göğsüne kapattığım zaman sesinin tüm vücudumda yankılandığı...

17 Aralık 2008

great ideas!



http://www.designspongeonline.com

20 Kasım 2008

swirl


Orada bişeyler oluyo
Kuyunun içine bakarken..
Sanki içeride küçük bir bermuda şeytan üçgeni var
Swirl...
Rengi de gri
Arada yardım isteyen kemikli güçssüz eller görünüyo
Bikaç tutam da saç belki..
Yardım edemem
Hangi birine?
Kuyunun kapağı kenarda
Kapatsam..
Unutur muyum?
Çok güzel unutmuş gibi yapabiliyorum